Batı Karadeniz’in Kadim Mirası: Düzce ve Bolu Bölgesinin Antik Çağdan Günümüze Uzanan Tarihi
- İbrahim'in Yeri Garden Restaurant
- 17 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
Batı Karadeniz, yalnızca doğasıyla değil, binlerce yıllık geçmişiyle de Anadolu’nun en zengin kültür katmanlarını barındıran bölgelerden biridir. Günümüzde Düzce ve Bolu illerinin sınırları içinde kalan bu coğrafya, tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış; antik krallıklardan büyük imparatorluklara kadar uzanan uzun bir yolculuğa tanıklık etmiştir.

MÖ I. Binde Batı Karadeniz: Koloni Kentler Çağı
Bölgede MÖ I. bin yılda iki önemli koloni kentinin varlığından söz edilir:
Diospolis (bugünkü Akçakoca)
Hypia (Hypios/Melen Nehri çevresi)
Karadeniz ticaret yolları üzerinde bulunan bu yerleşimler, kıyı ticaretinin gelişmesiyle birlikte ekonomik ve kültürel açıdan önemli merkezler hâline gelmiştir.
Trak Halklarının Yurdu (MÖ 1200 – 700)
Herodot, Xenophon ve Strabon gibi Antik Çağ yazarlarının aktardıklarına göre, Düzce ve çevresi MÖ 1200–700 yılları arasında Trakyalı halkların yerleşim sahasıydı. Bu dönem, bölgenin etnografik yapısının şekillendiği ilk büyük aşamadır.

Persler, Frigler ve Satraplık Düzeni (MÖ 6. Yüzyıl)
MÖ 6. yüzyılda Pers Kralı Darius, Batı Anadolu’yu yeniden düzenleyerek bölgeyi 3. Satraplık Bölgesi içine dahil etti.Bu satraplığa:
Paflagonya
Frigya
Mariandinler
Suriye
ile birlikte Düzce çevresi de bağlanmıştı.
Büyük İskender Dönemi ve Bithynia Krallığı’nın Yükselişi
MÖ 334’ten itibaren Makedon Kralı Büyük İskender, Anadolu’nun büyük kısmı gibi Batı Karadeniz’i de imparatorluğuna kattı. İskender’in MÖ 323’te ölmesinin ardından topraklar generaller arasında paylaşıldı ve bölge Bithynia Krallığı’nın yönetimi altına girdi.

Bithynia: Kuzeybatı Anadolu’nun Güçlü Krallığı
Antik Bithynia, bugün:Kocaeli, İznik, Yalova, Bursa, Bilecik, Sakarya, Düzce, Bolu ve Zonguldak illerini kapsayan geniş bir coğrafyaydı.
Bu topraklarda birçok önemli antik kent bulunuyordu:
Bithynion–Claudiopolis (Bolu)
Prusias ad Hypium (Konuralp – Düzce)
Dia-Diospolis (Akçakoca)
Herakleia (KDZ Ereğli)
Nikaia (İznik)
Prusa ad Olympium (Bursa)
ve birçok diğer yerleşim…

Düzce’nin Antik Kentleri: Dia-Diopolis ve Prusias ad Hypium
Dia-Diopolis (Akçakoca)
Antik kaynaklara göre MÖ I. binde Karadeniz’de kurulan koloni kentlerden biridir. Zeynel Özlü’nün araştırmalarına göre, Roma döneminde Dia/Diapolis adıyla bilinen bu kent, daha sonra Ceneviz etkisi altına girmiştir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde Akçakoca’da:
kiremitli bir mescit,
kırk dükkân,
kereste dolu yetmiş mahzen bulunduğu belirtilir.

Prusias ad Hypium (Konuralp)
Hypios Nehri kıyısında kurulan kent, Bithynia Kralı I. Prusias tarafından ele geçirilmiş ve adı Prusias Pros Hypios olarak değiştirilmiştir. Roma döneminde önemli bir sosyal merkez hâline gelen şehirde bugün hâlâ:
Atlı Kapı
Tiyatro (Batı Karadeniz’in tek antik tiyatrosu)
Roma Köprüsü
Su Kemerleri
Surlar
gibi yapılar görülebilmektedir.
Roma ve Doğu Roma Dönemi
Bithynia Krallığı MÖ 74’te son kral IV. Nicomedes’in vasiyetiyle Roma İmparatorluğu’na bağlandı. MS 395’te Roma’nın ikiye ayrılmasıyla bölge Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kaldı.
Ancak bu dönemde Düzce ve Bolu çevresi eski ihtişamına ulaşamadı; daha sakin ve kırsal bir karakter kazandı. Ceneviz Kalesi dışında bu dönemden günümüze az sayıda yapı ulaşmıştır.

Türklerin Gelişi ve Osmanlı Hakimiyeti
1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya yayılan Türkmenler Düzce–Bolu hattına kadar ulaştı.1319’da Akçakoca Bey Akçakoca’yı,1323’te Konuralp Bey Konuralp’i Osmanlı topraklarına kattı.
Bu fetihlerle bölge tamamen Türk–İslam kültürüyle bütünleşmeye başlamış oldu.
Modern Döneme Geçiş
1981 → Konuralp belediye oldu
1999 → Düzce Türkiye’nin 81. ili ilan edildi
2014 → Konuralp’in belediye statüsü kaldırılarak Düzce Merkez’e bağlı mahalleye dönüştürüldü
Düzce ve Bolu bugün hem modern şehir yaşamını hem de antik çağlardan gelen kültürel mirası birlikte yaşatan eşsiz bir bölgedir.

Tarih ve Doğanın Kesiştiği Nokta: Bolu Dağı’nda Bir Lezzet Mirası
Bu zengin tarihî dokunun tam kalbinde yer alan Bolu Dağı, geçmişten günümüze Anadolu’nun hem kültürel hem de coğrafi geçiş noktalarından biridir. Bu eşsiz coğrafyada, tarih ile doğanın iç içe geçtiği bir durak olarak İbrahim’in Yeri, bölgeyi ziyaret edenlerin mola verdiği sıcak ve lezzetli bir adres hâline gelmiştir.
Yöre yaylalarından tedarik edilen doğal ürünler, meşe kömürü ateşinde pişen et mangal lezzetleri ve 7/24 hizmet anlayışıyla, ziyaretçilerine yalnızca bir yemek değil; tarih, doğa ve lezzetin birleştiği bir deneyim sunar.



